İNSAN BİR GÜN HER ŞEYDEN VAZGEÇEBİLECEĞİNİ ÖĞRENİYOR…
02 Kasım 2026, Pazartesi 17:58
İnsan, hayatının ilk yıllarında bazı şeylerin ve bazı insanların vazgeçilmez olduğuna inanıyor. Bir sesin hiç susmayacağını, bir dostluğun hiç bitmeyeceğini, bazı insanların ne yaşanırsa yaşansın hayatından çıkmayacağını düşünüyor. Uğruna sabrediyor, susuyor, alttan alıyor, kırıldığı yerleri belli etmemeye çalışıyor. Bazen kendi huzurundan vazgeçip başkalarının hayatında bir yer edinebilmek için çabalıyor.
Sonra hayat başlıyor insana gerçekleri öğretmeye…
Öyle kitaplarda yazıldığı gibi, birkaç güzel cümleyle değil. Bazen bir ihanetle, bazen beklenmedik bir terk edilişle, bazen en güvendiğiniz insanın sırtınızı dönüp gidişiyle… Bazen de hiçbir şey söylemeden uzaklaşan birinin ardından uzun süre cevap aramakla.
Ve bir gün fark ediyorsunuz ki insanı değiştiren, yaşadığı olayların çokluğu değil, o olaylardan geriye içinde ne kaldığıdır.
Yeterince çok şey yaşadıktan sonra her şeyin, herkesin vazgeçilebilir olduğunu öğreniyorsunuz.
Bir zamanlar kaybetmemek için kendinizden eksilttiğiniz insanların yokluğunda da nefes alabildiğinizi görüyorsunuz. Her gün konuştuğunuz birinin sessizliğine, her şeyinizi paylaştığınız birinin yabancılığına alışıyorsunuz. Bir zamanlar dünyanın sonu sandığınız ayrılıkların, aslında başka başlangıçların kapısını araladığını anlıyorsunuz.
En acısı da şu: Bazen bir insanı değil, onunla ilgili kurduğunuz bütün hayalleri uğurluyorsunuz.
İşte asıl büyümek biraz da burada başlıyor.
Artık kimsenin sizi sevmesi için fazladan çaba harcamıyorsunuz. Değerinizi anlatmak, niyetinizi ispatlamak, samimiyetinizi kanıtlamak için ömrünüzü tüketmiyorsunuz. Çünkü zaman size çok önemli bir şey öğretiyor: Görmek istemeyene kendinizi göstermek için ne kadar ışık yakarsanız yakın, karanlıkta kalmayı tercih edenin gözleri yine kapalıdır.
Bir başka gerçekle de yüzleşiyorsunuz: Herkes sizin kalbinizden bakmıyor hayata. Siz bir sözün arkasında durmayı vefa sayarken, bir başkası verdiği sözü hatırlamıyor bile. Siz bir dostluğu ömürlük görürken, bir başkası o dostluğu işine yaradığı sürece sürdürüyor.
Bütün bunlardan sonra insanın içinde bir şeyler değişiyor. Eskisi gibi her kapıyı çalmıyor, her telefona aynı heyecanla sarılmıyor, her gidişin ardından kendisinde bir kusur aramıyor.
Çünkü artık biliyor: Her gidenin arkasından koşmak sadakat değil, bazen kendine haksızlık etmektir.
Ama vazgeçmek, kalbi taşlaştırmak da değildir. İnsan yine sever, yine güvenir, yine dostluk kurar. Sadece artık herkese aynı mesafeden yaklaşmaz. Herkese hayatının anahtarını teslim etmez. Kiminle yol yürüyeceğini, kiminle sadece selamlaşacağını öğrenir.
Belki de hayatın insana verdiği en büyük olgunluk budur: Kimseye düşman olmadan mesafe koyabilmek, kimseye kötülük dilemeden yoluna devam edebilmek, bir zamanlar çok kıymet verdiğiniz insanlara bile artık ihtiyaç duymadığınızı kabullenebilmek.
Çünkü insanın huzuru, birilerinin varlığına bağlı olmaktan çıktığında gerçek özgürlüğü başlıyor.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu daha iyi anlıyorum: Hayatta vazgeçilmez olan insanlar değil, insanın kendi onuru, karakteri ve kendine duyduğu saygıdır. İnsan herkesi kaybedebilir, birçok şeyi yeniden kazanabilir. Ama kendisini kaybettiğinde, geriye neyi kazandığının da pek bir anlamı kalmaz.
Belki de hayatın en ağır ama en değerli dersi şudur: Bir zamanlar uğruna her şeyi göze aldığınız insanlar için artık hiçbir şeyden vazgeçmek zorunda değilsiniz.
Çünkü bazı vedalar kayıp değildir. Bazı uzaklaşmalar yenilgi değildir. Bazı kapıları kapatmak, hayata yeniden açılmaktır.
Ve insan bir gün, kimsenin gitmesinden korkmadığı bir noktaya geliyor.
Ne sevgisizleştiği için ne de kimseye ihtiyacı kalmadığı için…
Sadece artık kendi hayatında misafir gibi yaşamamayı öğrendiği için.
İnsan herkesten vazgeçebilir. Yeter ki vazgeçerken kendisinden vazgeçmesin.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum